Biliniz ki; kalbin, dilin ve bedenin temiz olması, helâl lokma yemeğe bağlıdır.

S. Emir Gilâl “Rahmetullahi aleyh”

TAŞ KESİLEN EKMEK

Bir cimri kadın varmış,
Üç oğluyla yaşarmış.

Uşaklar, hizmetçiler,
Erzakla dolu kiler.

Ama kadın çok cimri,
Gelse fakirin biri.

Ta uzaktan kovarmış,
Hemen baştan savarmış.

Yandaki viranede,
Bir perişan hânede.

Başka bir aile var,
Çok fakir zavallılar.

Hepsi de üşümüş aç,
Bir tas çorbaya muhtaç.

Bir anne ve üç çocuk,
Hava soğuk mu soğuk.

Fakir, zengine varmış,
Kapısında yalvarmış:

“Ah ne olur efendim,
Lütfunuza güvendim.

Bir dilim ekmek verin,
Fakiri sevindirin.

Aç ve hasta küçükler,
Senden bir yardım bekler.”

Cimri kadın bu hâle,
Hiç aldırmamış bile:

“Hiç ekmeğim yok inan,
Olsa vermez mi insan?

Ekmek varsa taş olsun,
Gözümüze yaş dolsun.”

Fakir kadın üzülmüş,
Gözünden yaş süzülmüş.

Ümitsiz, hasta yine,
Dönmüş yıkık evine.

Zengin kadın bağırmış,
Çocukları çağırmış:

“Kızarmış yağlı ekmek,
Hoşunuza gider pek.

Söyleyin hizmetçiye,
Kesip koysun tepsiye!”



Biraz sonra içeri,
Hizmetçilerden biri,

Dalıp yıldırım gibi,
Demiş; “Aman Yâ Rabbi!

Mutfaktaki ekmekler,
Taş olmuş birer birer.”

“Bunda ne var akılsız,
Ekmek bayatmış yalnız.

Fırıncıya koş, hemen,
Üç ekmek al yeniden.”

Üç ekmek alıp döner,
Ağırlaşır ekmekler.

“Ne ağır ekmekmiş bu,
Canım çıktı doğrusu.

Merak ettim bayağı,
Aç bakalım kapağı.”

Açınca yavaş yavaş,
Ne görsün: Üç tane taş.

Durmuyor mu yan yana?
Bir çığlıkla divana,

Yıkılmış cimri kadın,
Saçları darmadağın.

Akşam kendine gelmiş,
Ve Allaha yönelmiş.

Kalbi dolu endişe,
Pişman yaptığı işe.

“Rabbim! Bağışla beni,
Gözüm açıldı yeni.

Kötü yollara saptım,
Dünya malına taptım.

Cimriye çıktı adım,
Kimseye acımadım.

Sabah gelen fakire,
Yalan dedim yok yere.

Şimdi gözüm yaş dolu,
Sepet ise, taş dolu.

Hata ettim bir kere,
İşte kapanıp yere.

Neyim varsa mal, para,
Alsın, fakir fukara.”

Duâsı kabul olmuş,
Eli açık kul olmuş.

Yaşamış nûr içinde,
Kalbi huzur içinde.